13.11.2020 TARİHLİ ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI VE DİJİTAL MİRAS KAVRAMI

Ar. Gör. Z. Gizem Sayın*

19 Şubat 2021  

 

Dijital varlıkların önemi arttıkça, bu varlıların öncelikle sağlararası işlemlere konu olması ile birçok hukuki soru ve sorun ortaya çıkmış, son zamanlarda ise bu varlıkların ölüme bağlı tasarrufların konusu olup olamayacağı, mirasçılara intikalinin mümkün olup olmadığı uyuşmazlıklara konu olmaya başlamıştır.

Dijital dünyanın sürekli gelişimine bağlı olarak, dijital varlıkların nelerden oluştuğunu net olarak belirlemek mümkün değildir dolayısıyla  “dijital miras” kavramının yaygın kabul gören bir tanımı da bulunmamaktadır. Küresel düzeyde, kültürel mirasın korunması için dijital varlıklara ve dijital mirasın korunmasına dair birçok düzenleme yer almaya başlamışken,  ülkeler özelinde dijital miras konusu hâlihazırda yürürlükte olan yasalarla çözülmeye çalışılmaktadır, mevcut düzenlemelerin yetersizliği sonucunda da öğretide konu hakkında birçok tartışma yürütülmektedir.

Ülkemizde de hakkında açık bir düzenleme bulunmayan “dijital miras” kavramı hakkında Türkiye öğretisi de çalışmalarıyla katkı sunmaya başlamışken, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 13.11.2020 tarihli ve 2020/1149 E. 2020/905 K. sayılı kararı konu hakkındaki ilgiyi arttırmıştır.

İstinaf Mahkemesinin değerlendirdiği bu olayda davacı özetle, ölen eşinin ICloud bulut bilişim sisteminde terekeye konu olabilecek malvarlığının olduğunu, hesapta eşinin e-ticaret sitesi hesabının, hediye çeklerinin bulunduğunu ve aile fotoğraflarının saklandığını ileri sürerek ICloud kimliğinin terekenin aktifinde olduğu kabul edilmesini ve bu hesaba mirasçı sıfatıyla erişiminin sağlanmasını talep etmiştir. Nitekim davacı tarafından ICloud ile iletişime geçildiğinde, şirket tarafından bu kararın Elektronik Haberleşmenin Gizliliği Kanunu’nda kullanıldığı şekliyle “yasal rıza” teşkil edecek şekilde davacılar tarafından alınacak bir mahkeme kararı ile ancak erişim izni sağlanacağı öğrenilmiştir.

Ancak yerel mahkeme davacının bu talebini, TMK m. 589. uyarınca tereke tespitinde murisin mal ve haklarının tespit edilmesinin amaçlandığı, murise ait cep telefonunda bulunan ICloud hesabına erişilmesi ile murisin özel hayatının gizliliğinin ihlal edileceği, davacının talebinin tereke tespitine konu edilemeyeceği gerekçesiyle reddetmiştir.

İstinaf Mahkemesi ise, Yargıtay’ın yeterli araştırma ile tereke tespitinin yapılması gerektiğine ilişkin bir kararına da atıfta “mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle tüm aktif ve pasif mal varlığının tespiti ve bu minvalde dijital mal varlığının terekesine dâhil olması gerektiği nazara alınarak dijital terekesinin de tespiti yapılarak araştırma ve inceleme sonucunda bir karar verilmesi gerekirken, ölü kişinin e posta hesabının özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilerek talebin reddine karar verilmiş olmasını hatalı bulmuş” ve yerel mahkeme kararını bozmuştur. Yüksek Mahkemenin dijital mal varlığını da terekeye dâhil etmesi yönünde vardığı bu sonuç isabetliyse de, bu sonuca varırken yürüttüğü gerekçelendirmeler tartışmaya açıktır.

İlk göze çarpan, “kanunda uygulanabilir bir hüküm” olmadığından bahisle, bir prater legem boşluk olduğunun iddia edilmesi, böylece ancak hâkimin hukuk yaratması yoluyla somut olayın çözüme ulaştırılabileceği yönündeki pek de isabetli olmayan açıklamalardır. Nitekim TMK m. 599/2 açıkça, “Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın aynî haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar." şeklinde düzenlenmiştir. Görüleceği üzere düzenleme, malvarlığı haklarını sınırlı sayıda olacak şekilde ele almamıştır ve “diğer malvarlığı hakları” denilerek zaten dijital malvarlığı haklarını da içine alabilecek, güncel gelişmeleri kapsayabilecek bir şekilde bir madde düzenlemesine gidilmiştir. Böyle açık bir hüküm var iken, İstinaf Mahkemesinin “kanunda uygulanabilir bir hüküm” olmadığını ileri sürerek hâkimin hukuk yaratması gerektiğinden bahsetmesi isabetsiz olmuştur.

Diğer yandan kararın bütününe bakıldığında İstinaf Mahkemesinin, terekenin kapsamının genişlemesini “mülkiyet kavramının başkalaşmasına” dayandırmış olduğu veya terekeye dâhil edilecek değerleri yalnızca reklam gelirleri, dijital cüzdan hesapları, kripto paralar benzeri maddi değer ifade malvarlığı haklarına indirgemiş olduğu görülmektedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, mirasçılara tereke ile yalnızca üzerinde mülkiyet hakkı kurulan mallar geçmemekte, aynı zamanda kişisel edim borcu altına girilmemiş olan, kişinin kendisinin ayrıca bir önem taşımadığı tüm borçlar hukuku ilişkileri de külli halefiyet ilkesi gereğince mirasçılara geçmektedir ve böylece mirasçı borçlar hukuku çerçevesinde bu ilişkilerdeki tüm hak ve borçların da tarafı olmaktadır.

İstinaf Mahkemesinin kararında bu hususa hiç değinilmediği, öğretide birçok tartışmaya konu olan dijital ilişkilerin miras hukukuna konu olması hususunun göz ardı edildiği görülmektedir. Ancak dijital servis sunucusu şirketlerle akdedilen sözleşmelerin çeşitlilik arz etmekte olması birçok soruyu da beraberinde getirmektedir. İlişkinin çeşidine göre bu sözleşmelerin kira, eser, aracılık, hizmet, vedia, ardiye veya satım sözleşmesi olarak nitelendirilebildiğine rastlanmaktadır[i].  Bu dijital ilişkinin bir son kullanıcı lisans sözleşmesi olması halinde hiçbir şekilde mirasçılara devredilemeyeceğini ileri süren görüşlerin yanında[ii], böyle sözleşmelerde özellikle hizmet edimini yerine getirecek tarafın önemli olduğu ve hizmet alıcısı (mirasbırakan) tarafın önemli olmadığı bu nedenle sözleşmenin mirasçılara intikalinin gerçekleşeceği de savunulmaktadır. Hukukumuzda da, ancak mirasbırakanın kişiliğinin önemli olduğu sözleşmelerin mirasçılara intikalinin mümkün olmadığı kabul edilmektedir. Bu sözleşmelerin dijital olmasının, meselenin genel miras hukuku esaslarından ayrılarak çözümlenmesini gerektiren bir husus olmadığı açıktır. Dijital hesaplarda çoğunlukla kimliklerin önem arz etmediği, sözleşme tarafının kim olduğuna dair bir kimlik kontrolü bile yapılmadığı düşünüldüğünde, miras yoluyla intikalinin mümkün olduğu kabul edilmelidir.

Alman Federal Mahkemesi (BGH) de, 12.07.2018 tarihli dijital miras konusunu çok yönlü şekilde ele almış olduğu kararında[iii], Almanya hukukunda da kabul gören külli halefiyet ilkesi nedeniyle bu sözleşmelerin de mirasçılara geçtiğini vurgulamıştır. Federal Mahkeme somut olayda, hesaba erişimin sağlanması ve hesaptaki bilgilere ulaşması açısından kişiye sıkı sıkıya bağlı bir edimin söz konusu olmadığı dolayısıyla bu hakkın mirasçılara geçeceği, ancak hesabın kullanılmasına devam edilmesinin kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan bahisle bu hesabın mirasçılar tarafından kullanılmaya devam edilemeyeceği yönünde ikili bir değerlendirmede bulunmuştur[iv].  

Yine bu dijital ilişkilerin dayandığı sözleşme maddelerinde, sözleşmelerin üçüncü kişilere devredilemeyeceğine dair hükümlere rastlanıyor olması da bu sözleşmelerin mirasçılara geçmeyeceğine dair bir gerekçe olarak gösterilebilecekse de; mirasçıların bu sözleşmeler açısından üçüncü kişi olarak görülemeyeceği, külli halefiyet ilkesi gereğince mirasçıların mirasbırakanın ölümü ile bu sözleşmelerin tarafı olduğu görüşü hukuk sistemimiz açısından daha isabetli gözükmektedir.

Diğer yandan, bir dijital ağa katılım sırasında veya bir dijital hizmeti kullanmak için kabul etmek zorunda olunan, hizmet sunucusu şirket tarafından tek taraflı olarak hazırlanan genel işlem şartlarındaki bir düzenleme ile bir hesabın miras kalabilmesinin veya miras bırakılabilmesinin önüne geçilmesinin geçerli olup olmadı hususunun da ayrıca tartışılabileceğini unutmamak gerekir.

Görüldüğü üzere İstinaf Mahkemesinin kararında, dijital miras konusunu mülkiyet hakkı veya para ile ölçülebilen malların intikali üzerinden ele alıp, terekenin mirasbırakanın tüm özel hukuk ilişkilerini kapsadığı hususunun değerlendirmeye almaması, dijital miras hukuku açısından birçok sorunun da kararda göz ardı edilmesi sonucunu doğurmuştur.

Elbette, mirasçılara genel miras hukuku ilkeleri ve istisnaları uyarınca tüm hak ve borçların geçeceği söylenmesi, dijital dünyada ne gibi varlıkların ve ilişkilerin terekeye dahil edilebileceği belirsizliğini ortadan kalkmamaktadır. Dijital varlıklar denilince akla gelenleri, sınırlı sayıda olmamak kaydıyla, aşağıdaki şekilde listelemek mümkündür:

  • Alan adları, web siteleri
  • Takipçi sayısı çok olan sosyal ağ hesapları,
  • Kripto paralar
  • Oyun uygulamalarında, karakterlerin ileri düzeylere gelene kadar çıkarılmış olması nedeniyle kazanılan haklar
  • Müzik ve video servislerinin üyelik hakları;
  • Çevrimiçi bankalardaki hesaplar, profiller, ödeme hizmetleri
  • Fotoğraflar, video, müzik, e-kitap, film arşivleri ve bunlar üzerindeki kullanım hakları
  • Çevrimiçi mağazalardaki müşteri hesapları, kazanılan indirimler, ayrıcalıklar
  • Maddi değeri yüksek bloglar
  • Henüz paylaşılmamış videolar, fotoğraflar, yazılar
  • E-posta yazışmaları

Jenerik alan adlarının satılması; çok takipçisi olan internet sitelerine, sosyal ağ hesaplarına şirketler tarafından yatırım yapılması, reklamlar verilmesi; oyun karakterlerinin veya oyun haklarının satılması son zamanlarda karşımıza çıkan sağlararası işlemler olduğundan, bu dijital değerlerin mirasçılara da intikal edebilir olduğu kolaylıkla söylenebilecektir.

Diğer yandan dijital olsun veya olmasın terekeye dâhil edilecek değerlerin yalnızca parayla ölçülebilen-maddi malvarlığı değerlerinden oluşmadığı, artık parayla ölçülebilen-parayla ölçülemeyen veya maddi-şahsi ayrımının terekenin tespitinde oldukça yetersiz kaldığının öğretide yaygın olarak ileri sürülmekte olduğu hatırlanmalıdır[v]. İstinaf Mahkemesinin kararında yine hiç değinilmeyen, para ile ölçülemeyen bu dijital varlıkların akıbeti hususu ise aslında dijital miras konusundaki tartışmaların odağında yer almaktadır.

Parasal değeri olmayan fotoğrafların, ses kayıtlarının, elektronik postaların mirasçılara intikalinin mümkün olmadığı görüşünü savunanların temel gerekçesi, bu intikalin özel hayatın gizliliği ve haberleşmenin gizliliği ilkelerine aykırılık teşkil edeceğidir. Buna karşı çıkan görüşler, ölüm ile kişiliği sonra ermiş mirasbırakanın korunması gereken bir kişilik hakkı da olmadığını ileri sürmektedir. Bu görüşe karşı ise günümüzde, yaygın şekilde tartışılan post-mortal (ölüm sonrası) haklar üzerinden bir tartışma yürütmek mümkündür.

Yine haberleşmenin gizliliğini ihlal etmeme yükümlülüğü bulunan şirketler açısından, bu yükümlüklerinin üçüncü kişilere karşı olduğu ancak mirasçıların üçüncü kişi konumunda olmadıkları ve külli halefiyet gereğince kurulmuş olan ilişkinin tarafı oldukları için bu ilkenin mirasçılara karşı ileri sürülemeyeceği de iddia edilmektedir.

Mirasbırakanın özel hayatının gizliliği ile ilgili tartışmalarda, mirasbırakan tarafından mirasçılara karşı bile sır olarak saklamak isteyebileceği bilgiler olabileceğini ileri süren görüşe karşı mirasbırakanın ölümünde kişisel mektuplarının, hatta anahtarla kilitlenmiş olan günlüğünün bile mirasçılara intikal ettiği örneği verilmektedir. Yukarıda bahsi geçen Almanya Federal Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere, kanaatimce de terekeye dâhil edecek değerlerin dijital olması miras hukukunun genel kurallarının uygulanmasından sapılmasını gerektirecek bir husus teşkil etmektedir. Nitekim mirasbırakanın tek başına yaşadığı ve bütün özel hayatını geçirdiği kirada oturduğu evinin anahtarı da özel eşyaları ayrılmaksızın mirasçılarına verilmekte, mirasbırakanın ölümden sonra adına gelen mektup özelliğine bakılmaksızın mirasçılara teslim edilmekte,  mirasbırakanın sağlığında sır saklama yükümlülüğü ile banka bilgilerini veremeyecek bankalar veya hasta bilgilerini veremeyecek doktorlar dahi, ölüm halinde mirasbırakanın tüm bu kişisel bilgilerini ve sırlarını mirasçılarla paylaşabilmektedir. Yeri geldiğinde mirasbırakanın telefonu da içindeki tüm özel mesajları ve fotoğrafları ile birlikte teslim edilmektedir. Mirasbırakanın özel hayatının ihlali veya haberleşme gizliliğinin ihlali hususları tüm bu örneklerde de tartışamaya açıktır. Bu noktada dijital olan veya dijital olmayan arasındaki ayrım prensipte farklılık göstermemektedir. Eskiden de günümüzde de mirasbırakanın mirasçılarından saklamak istediği bilgi ve belgelere dair bir ölüme bağlı tasarrufta bulunması söz konusudur, dijital olmayan bilgi ve belgelere dair sakınmak istediği hususları olan mirasbırakanın ileriye dönük böyle bir tasarrufta bulunması gerekliliğini dijital olan bilgi ve belgeler için de söylenmemesi için hiçbir gerekçe bulunmaktadır. Yine benzer şekilde, mirasbırakan ile yazışma halinde olan veya mirasbırakanın fotoğrafları arasında fotoğrafları bulunan üçüncü kişinin korunmaya değer hakları olduğuna dair görüş de dikkate değer bir görüş olmakla birlikte[vi], kanaatimce bu haklara dair tartışmanın mirasın dijital olup olmaması ile bir ilgilisi bulunmamaktadır.

İstinaf Mahkemesi ise kararında, parayla ölçülemeyen kişisel varlıklar konusunda hiçbir değerlendirmede bulunmamış olduğundan, bu husustaki tartışmalara da değinmemiştir ve konu hakkındaki kanaatini paylaşmamıştır. Karardan, yalnızca yerel mahkemenin davacının kararını özel hayatın gizliliği gerekçesi ile reddetmesini isabetli bulmadığı yönünde bir izlenim edinilmektedir.

Türkiye hukuku, miras bırakanın elektronik postalarının veya dijital platformlarda depolanmış kişisel fotoğraflarının da mirasçılara intikali yönünde de suskun değildir. TMK m. 653 f. 2 uyarınca, aile fotoğrafları, hatıra defteri, mektuplar gibi para ile ölçülebilir değerdense manevi değeri olan belgelerin miras bırakanın yakınlarına ve ailesine özgülenmektedir, yine Verasat ve İntikal Kanunu m. 4 f.1 düzenlemesinde de açıkça “murise ait zat eşyası ve aile hatırası”nın vergiden istisna tutulmakla mirasçılara geçtiği kabul edilmiştir.

Türkiye’de öğretide, “özel anı” olarak adlandırılan günlükler, kişisel mektuplar gibi varlıkların mirasçılara intikaline dair Almanya Medeni Kanununda da (m. 2047) bir düzenlenme bulunmaktadır[vii] ve Almanya Federal Yüksek Mahkemesi bahsi geçen kararında bu düzenlemeye dayanarak dijital formattaki fotoğraf arşivi veya kişisel yazışmaların da özel anı niteliğinde olduğu ve bunların dijital formatta olmasının sonucu değiştirmediği yönündeki görüşü ile bir Berlin Eyalet Yüksek Mahkeme kararını bozmuştur. Görülmektedir ki, mirasa dâhil edilecek varlıklara dair, şahsa bağlı haklar ve malvarlıksal haklar ayrımının yetersiz kaldığı, miras bırakılabilen malvarlığı kavramı ile yalnızca parayla ölçülebilen değerlerle eş tutulamayacağı Federal Mahkeme tarafından da ortaya konmaktadır[viii].

Dijital ortamda bulunan yazışmalar, fotoğraflar için Türkiye hukukunda uygulanabilecek bir düzenleme de 5680 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda karşımıza çıkmaktadır. FSEK m. 21 vd. uyarınca, eser sahibinin ölümü halinde, eser sahibine ait faydalanma hakkı, çoğaltma hakkı, yayma hakkı vb. maili hakların aksi yönde bir ölüme bağlı bir tasarrufu yok ise yasal mirasçılarına geçtiğini açıkça düzenlemektedir. Dolayısıyla, mirasbırakanın dijital ortamda karşılaşılan romanının veya şiirlerinin yayımlanması veya çekmiş olduğu fotoğraflarla bir sergi yapılması da mümkün iken, İstinaf Mahkemesinin kararında dijital mirası, kripto paralar veya dijital cüzdanlar benzeri varlıkların tespiti üzerine kurmuş olması ve dijital ortamdaki yazıların, elektronik postaların, fotoğrafların da mirasçılara intikali yönünde bir değerlendirmede bulunmaması isabetsiz olmuştur.

FSEK m. 83 ve m. 84 ise eser mahiyetinde olmayan fotoğraflar, resimler, sinema mahsulleri, mektuplar, yazılar için ayrı bir düzenleme daha getirmiş olduğundan, hukukumuzda bu konuda da bir boşluk olduğunu söylemek mümkün değildir. FSEK, eser mahiyetinde olmasalar dahi bu varlıklar üzerinde kanunda belirtilen mirasçıların hakları olduğunu açıkça düzenlenmektedir.

Görüldüğü üzere, Türk Hukuku açısından ölüm halinde mirasbırakanın dijital mirasının külli bir şekilde mirasçılara geçecek olması hem para ile ölçülebilir dijital varlıklarının hem de tamamen saklı kalması istenebilecek kişisel bilgilerinin ve belgelerinin mirasçılara geçeceği sonucuna varmak mümkündür. Ancak bu intikalin mümkün olduğu kanaatine varmak, konu hakkındaki sorunları bitirmemektedir.

Bölge Adliye Mahkemesi isabetli bir şekilde, uyuşmazlık konusunun terekenin tespiti olduğunu vurgulamış ve bunun “bir koruma önlemi” olduğunun altını çizen Yargıtay kararına da atıfta bulunmuştur. Bu durumda, mirasbırakanın dijital hesaplarının terekeye dâhil olduğunu kabul etmekle doğrudan mirasçıların bu hesaplara erişiminin sağlanması sorunları çözmeyecek aksine birçok yeni soruna yol açacaktır. Nitekim doğrudan şifrenin verilmesi, bir yandan terekenin kanunen vergiden muaf tutulmamış dijital bölümünün vergilendirilmemesi sonucunu doğuracaktır diğer yandansa şifreyi edinenin saklı paylı mirasçıların haklarına zarar verebilmesi oldukça kolay olacaktır. Bu dijital hesaplardaki terekenin ayrıntılı bir şekilde tespitinin sağlanması gerektiği açıktır. Ayrıntılı şekilde terekenin hesaplanmaması, mirasçı olan sınırlı ehliyetsizin mirasçılık hakkı ve sonradan çıkabilecek başka mirasçılar veya başkaca miras uyuşmazlıkları açısından da sorun yaratacaktır. Dijital terekenin tespitinin ve hesaplanmasının öneminin yanı sıra zorluğu da ortadadır, dolayısıyla bu konu hakkındaki uyuşmazlıkların artacak olması da kaçınılmazdır.

Bu hususu mevcut hukuk kuralları ile çözmek mümkünse de, dijital terekenin içeriğinin tespiti ve hesaplanması için kolaylaştırıcı bir takım düzenlemelerin getirilmesi isabetli olacaktır. Ölüm halinde, ölenin dijital varlıklarına erişimin nasıl sağlanacağını, tereke hesaplanmasının nasıl yapılacağı, bu varlıkların mirasçılar arasında paylaşım usulü gibi sorunlara yönelik düzenlemelerin getirilmesi gerektiği açıktır.

Hukuk sistemlerinin henüz bu konularda ayrıntılı düzenlemeler getirmediği, mevcut düzenlemeler ve öğretinin yol göstericiliği ile uyuşmazlıkların çözülmeye çalışıldığı görülmektedir. Hukuk sistemleri gelişmelere uyum sağlamakta gecikse de, uluslararası alanda dijital miras yönetiminin kolaylaştırılması için şirket kuran birçok yeni girişimci olduğu bilinmektedir.  Yine dijital hizmet sunucusu şirketlerin de sözleşmelerine, geçerliliklerine dair yukarıda değinilen tartışmalar olmakla birlikle,  bu konuda düzenlemeler koymaya başladıkları görülmektedir.

Bu husustaki çözüm arayışlarında, Facebook uygulamasının ölüm halinde bir “hesap varisi” belirlenmesine izin veren özelliği dikkat çekmektedir. Miras hukuku açısından bir “mirasçı ataması” olarak nitelendirilecek bu irade beyanının, Türkiye hukuk sisteminde ölüme bağlı tasarrufların sınırlı sayıda olmaları ve ancak kanunda yazılı geçerlilik şekillerine uygun düzenlenirlerse geçerli olabilecekleri gerekçesiyle bir geçerliliği olmadığını söylemek gerekmektedir. Diğer yandan geçerli bir mirasçı ataması gerçekleştiğini varsaydığımız da bile, maddi değeri çok yüksek bir sosyal hesap söz konusu ise bu atanan mirasçıya terekenin toplamı hesaplanmaksızın ilgili sosyal hesap üzerinde tasarruf yetkisi vermenin, saklı paylı mirasçıların saklı paylarını zedeleyebilecek örneklere meydan verebileceği de düşünülmelidir.

Belirtmek gerekir ki, mirasbırakanın ardından terekenin tespiti, hesaplanması ve mirasçılar arasında paylaştırılması bu tereke dijital olmasa da her zaman sorunlara yol açmıştır. Kanaatimce, dijital tereke tartışmaları olmadan önce de miras hukuku uyuşmazlıklarını azaltmanın yolu, toplum olarak ölüm gerçeğine daha rasyonel yaklaşılabilmesinin sağlanmasından, kişilerin ölüme bağlı tasarruf yapma konusunda bilinçlendirilmesinden ve böylece ölüme bağlı tasarruf yapma alışkanlığı edinmelerinden geçmekteydi. Günümüzde ise, dijital terekenin soyutluğu ve karmaşıklığı karşısında ölüme bağlı tasarrufların önemi daha da artmıştır. Dolayısıyla sınırlı sayıda ve sıkı şekil şartlarına bağlı ölüme bağlı tasarrufların günümüz gelişmelerine uygun olarak çeşitlendirilmesine ve kolaylaştırılmasına dair yeni yasal düzenlemeler uyuşmazlıkların azaltılması için bir öneri olarak değerlendirilmelidir.

 

Dipnotlar

[i] Ayrıntılı açıklama için bkz. Nurten İnce Akman, Mirasbırakanın Dijital Bilgilerinin Mirasçılara Geçişi (Dijital Tereke), İnönü Üniversitesi Dergisi, Cilt 9, Sayı 2, 2018 s. 536 vd.

[ii] Hizmet sağlayıcısı şirketlerin dijital imkânlarının kullanılması için tarafı olunan sözleşmelere ilişkin çeşitli örneklere ve son kullanıcı lisans sözleşmesi oldukları için miras yoluyla intikalinin olmayacağına ilişkin bkz. Özgür BİYAN, Çağla Gizem AKÇİL, Dijital Miras ve vergisel boyutu, Mali Hukuk Dergisi, Cilt 14, Sayı 165, 2018, s. 2644 vd.

[iii]  BGH, 12.07.2018, III ZR 183/17.

[iv] Karar hakkındaki ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. Çiğdem İleri, “Dijital Miras”-Alman Federal Mahkemesi’nin “Facebook” kararı üzerine bir inceleme, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Cilt 32, Sayı 146, 2020.

[v] Bu konudaki açıklamalar ve örnekler için bkz. Rona Serozan, Baki İlkay Engin; Miras Hukuku; 2019; s. 120 vd.

[vi] Almanya Federal Mahkemesinin, üçüncü kişilerin haklarının mirasın geçişini engellemeyeceği yönündeki görüşüne dair ayrıntılı açıklamalar için bkz. İleri, s.136.

[vii] Bu hüküm geniş yorumlandığı ve kişinin yazışmalarının, iletişimde olduğu kişiler gibi ekonomik değeri olmayan bilgi ve belgelerin mirasçılara intikal edeceği kabul edildiğine dair bkz. Akman, s.544 vd.

[viii] Ayrıntılı açıklamalar için bkz. İleri, s. 135 ve s. 138.

KHAS Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı
Ar. Gör. Z. Gizem Sayın
KHAS Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Ana Bilim Dalı

* zelihagizem.sayin@khas.edu.tr